| |
GRİ SEVGİ
ben sevgiye oy verdim...
Tarih: 09:00, 1/4/2009 Kategori: denemelerim

İçimde aşkın kelimeleri mırıldanıp dururken ben ağzımdan çıkan sözleri, elimden çıkan harfleri süzgeçten geçiremiyorum, oysa sevmekten ve sevgiden uzak durmalıyım. Hepimiz birbirine benzer şeyler yaşıyoruz ve sonrada zamanla düzelir deyip sorunları görmezden geliyoruz. Çocukluğumdan bu yana ilk kez kendime yeniden inanmaya başladım, bu ne güzel bir duygu, kendine inanmak. Yaşamın içinde kaybolup gittiğim zamanlarda bile kendimle baş başa kalmayı başaramıyordum, kendime içimdeki sese inanmıyordum. Her şey ne çok birbirine giriyor, ne kadar çok akıl karışıyor bu yaşamda. En zor zamanlarda kendimizi unuttuğumuz anlar. Sonra bir ses duyup yeniden yüreğinin güzel bir insana takılı yaşadığını hatırlamak, yalnızca kendime ait, buruksa da masum bir sevinci taşıyan dakikalar bunlar. Sessiz kaldığım bunca zamanda yaşamım çok çalkalandı, iç dünyam çok yoruldu, şimdi duruldu, dingin. Taşımamız gereken bunca sosyal rollerin arasında bir de sessiz sedasız yaşamın ritmine ayak uydurmaya çalışan bir ben var içimde, yalnız bana ait olan tarafım. Sessizce izlemeyi seviyorum yaşamı, uzaktaki bir yıldıza bakar gibi dünyaya. Partiler seçimler gündemde bugünlerde, dışarıda her konuda benden fikir sorulup cevap alınıyorsa da, içimde hiçbir şeyden haberi olmayan bir çocuk var, ne partilerle ilgisi var ne de idelojilerle. Ben sevgiye oy verdim, oy pusulalarında yazılı değildi, yüzlerce, binlerce okunupta sayılmadı, gözlerin önünde açıklanmadı, gözbebeklerimden yansıyan bir ışıltıydı sadece, ne kazandığım ne de kaybettiğim de vardı elime dokunan. Yine de sevgi kazansın istedim, dokunamazken bile mavi gökyüzü kadar berrak, tenime değen yağmur damlaları kadar gerçek olsun istedim. Kaybolduğum yerlere yürürken aşka rastladım bir gün, bu yaşamın içindeydi, ben dışındaydım. Yaşıyordum herkesten, herşeyden dışarıda ama içerde olmayı özleyerek. Bir şeylerin değişmesi değil beklenen, sadece duyguların varolduğuna inanmak ve dokunulası bir şey olmasa da o duygu, yine de tutunmak o duyguya. İyi ve güzele onay veren yüreğin tarif ettiği yere dokunmak. Aşkın varlığına tutunmak.
01 Nisan 2009
masalımsı dünyalarda
Tarih: 08:00, 10/2/2009 Kategori: denemelerim

İşyerime gelirken yol boyunca duvar yazılarını okudum. İnsanlar binbir şekilde kendilerini tarif edebilirler, ben onları tanımak için sıradan konuşmalarını ve yazdıklarını seçerim, kelimelerin harflerin arasında bir giz vardır, tatlı bir tılsım vardır, onlarla konuşurum, onlara sorarım, yakındır bazen en hüzünlü kelimeler, bazen de Sibirya kadar uzak ve soğuktur süslü cümleler. Duvara yazılan birkaç sevgi sözcüğü kollarına alıp sardı beni, yönümü değiştirip Seyhan Nehri'ni izledim. Seyhan neden sessiz akıyor bugün, sihirli pabuçlarım neden ayağımda değil, neden istediğim kişiye gidemiyorum, neden göremiyorum, neden aşkın her harfini fısıldayamıyorum? Her küçük çocuğun olduğu gibi benim de bir hayalim var, gerçek dünyaya yıldızlar kadar uzak kalbim kadar yakın bir sevgili hayalim var. İnsanların sevgiye ve aşka inancı, devamlı hatırda kalan, unutulmayan güzel anlar gibidir, güzel bir şarkı gibidir, sevdiği bir koku gibidir, yaşamak gibidir. Yıllarca özlemini çektiğim, gördüğüm, duyduğum, hissettiğim sevmeye dair tüm duygular hala hafızamda, bir çiçeği koklar gibi her gün hatırlarım, taze tutarım. Hergün yaşadığım bazı ilkler oluyor bu nedenle sevilmenin de tadını istiyorum bir şekilde, her sabah sokağa ilk çıkışım gibi, bahçedeki çiçeklere, güneşe sanki ilk bakışım gibi, sevgi duygularımla yeniliyorum herşeyi. Yaşamakla kazandığım en önemli şey hayalimde de olsa sevgi merdiveninde çıkarken şiddeti artan bir duygu yoğunluğu, bu duyguyu hiçbir şeye değişemem. Mesela şimdi harflerle bile sevgi diyarlarına yolculuk etmek ne güzel, özgürce dolaşmak her duyguyu, kuruyan bir yapraktan hüzün damlalarını alıp, sevgiyle işlenen bir çiçeğe sunmak, sevinmek yaşamaya. İnsanların gerçekliği acı ve soğuk bir karanlık gibi, tüm dünya sahte olsa bile sevgiler gerçek olsun, yalandan kurulmuş masallarda bile olsa buluşsa sevenler, buluşsam ben de, hergün sevgiliyle varsın yalan olsun pembe gökler, bir tek sevgiler gerçek olsun masalımsı dünyalarda. Yine daldım gittim duygu baharıma, saatler ilerlemiş, böyle her yalnız kalışımda çocuk dünyamla baş başa kalırım, sevgilinin yanımda olmayışının mutsuzluğunu çocuksu düşüncelerle unutmaya çalışırım ama sabahları koşturan dünyaya her adım atışımda bir meleğin yanında gider çocukluğum, bir tek yetişkin tarafım bana kalır.
10 Şubat 2009
aşktan uzak sevgiden daha yakın...
Tarih: 13:29, 23/1/2009 Kategori: denemelerim
Yıllarca aradığım şeyin adıymış sevgi, öyle huzur verici bir yanı var ki sevgiye hasretin, bilmiyorum hatırlamıyorum çocukluğumdan bu yana huzur bulduğum dediğim duygunun adını. Hem büyüğüm hem küçüğüm sevgiyi arayan içimdeki deli çocukla, hem çam ağaçları gibi dirençli hemde gelincik çiçekleri gibi narinim duygusal yaşamımda. Hem şarkı söyleyen kelebeğim, hem de kışın açan kardelenim sevgi tadında. Şimdiye kadar ne yaptığımı sormayın bana farzedin ki kördüm, el yordamıyla yürüyordum tüm yaşamımda. Tasvir edilen ağaca, çiçeğe, gökyüzüne dokunarak inanmaya çalışıyordum. Sonra sevdalı bir kuş anlattı gökyüzünü, dokunamadan inandım maviliğe. Bu deli çocuk belki yeşili mavi, maviyi yeşil sanmıştır bunca yıl, sonra bir gün sevgiyle silindi gözlerimdeki sis. Bugün Adana da benim gibi ya da bana öyle geliyor. Gözlerim yorgun, düşüncelerimde bir sis var, yüreğimde sessiz bir rüzgar, penceremde kış güneşi var ama sevgiye ve sevgiliye dair umutlarım hala ilk günkü gibi tatlı. Bugün ılık bir rüzgar başka bir iklimden gelir gibi esiyor bu şehre. Burada delice koşuşturan kelimelerim bir imdat çığlığı değil, serenad da değil. Gayretim, duygularımı paylaşmak, sadece menfaatler uğruna değil sevgi uğruna da sesimizi yükseltebileceğimizi gösterebilmek. Hayatın her anında paylaşmak güzeldir, özellikle de gerçek duyguları, riyasız olanları paylaşmak güzeldir. Gerçek olan her duygu hüzün olsa da güzeldir. Bu sevgi duygularımı okuyan dinleyen herkesin gönlüne bahar girsin isterim, renkler girsin isterim. Hayatta herkes kendi tabiatına göre bir yaşam seçiyor, hedef belirliyor, kendi hayal dümyasında kurulan gizemli geleceği düşlüyor. Görünen o ki herkes kendi Anka kuşunu arıyor, sonra gizem kaybolunca Anka kuşu da uzaklara kaybolup gidecek, seven insan bunu bilse de yine de sevgiliyi aramayı sürdürecek. Herkesin kendine sakladığı gizli bir bahçesi var, o bahçeden sadece sevdiklerine sundukları meyve tadında duyguları var, ben bahçemin yaşadığım bu hazan mevsimimde dağılmadan önceki son hasadını yaşıyorum ve bunları harflere sarıp buraya bırakıyorum. Şu andan sonra yaşanacak her şey sanki yarım kalmaya mecburmuş gibi akıyor yaşam, o nedenle yayılan duygularımın aşktan uzak sevgiden daha yakın olmasını istiyorum. 23 Ocak 2009
gönlümde bahar var...
Tarih: 23:01, 17/1/2009

Bu güneşsiz Adana sabahında bahçedeki ağaçların sessizliği beni dürtüyor, kalk gel sen de sessiz yaşamımıza katıl diyor. Diğer tarafımda ise bir kelebeğin peşinden koşan bir çocuk var, nereye gitse çiçekler sanki o yöne dönüyor. Ne yapmalıyım, hangisine gitmeliyim, yoksa yüreğimi ve gözlerimi saran bir ışıltı mı beklemeliyim? Bazen başladığım bir şeyi bitirememiş olmak beni hüzne daha çok yaklaştırıyor. Bu hayatta başladığım hiç bir şeyi bitiremeyeceksem de, sevmenin sonuna kadar gidebilmeyi isterdim. Ama hayat bir çelişkiler savaşı. Sevgiyi ve sevgiliyi her arayışımda sanki bir şeyleri de tüketiyor gibiyim. Tükenen, insanlar, dostlarım, arkadaşlarım değil, sadece zaman. Sevgiden uzak olarak geçen zamanlarım bir bir tükendikçe içimdeki beni kaybediyor gibiyim. İşte her şey burada, sevgiye inanmakla başlıyor. Sevgiyi yaşayabilmek için zamanın ve seven insanların bir noktada buluşmasını beklemek değil, inanmakla bile bir adım atıyorsun gerçek yaşama. Sonra bakıyorsun ki sevmek güzel bir duygu, nefes almanın en muhteşem güzelliği, fakat günümüzün hastalığı olan tek başına sevmekse tek başına topal yürümek gibi yokuşlarda. Diğer yandan birlikte sevmek çift kanatlı uçmak gibidir, bakın etrafınıza çoğunun kanatları tektir, işte etrafımızdaki tüm kargaşanın tek sebebi budur. Duygu ve düşünce her zaman karşılıklı yansıma ile tekamül ediyor, düşünerek konuşuyor, düşündükçe olgun yaşama bir adım atıyorsun. İnsan olgunlaştıkça doğruları daha çok sorguluyor, eskiden sorgusuz sualsiz sevgiler yaşanırdı fakat şimdi kimse bilmiyor neye inanacağını. Herkes kendi kalbine şahitlik edebilir sadece. Sabahın bu vaktinde düşüncelerim gibi bedenim de kendiyle bir savaş halinde, kulağımda bir aşk şarkısı, içimde hüzün, gönlümde bahar var, bu baharın adını koyamıyorum bir türlü.
17 Ocak 2009
bedenime fazlaca büyük gelen bir de yüreğim var...
Tarih: 10:08, 13/1/2009 Kategori: denemelerim
Bazı şeyleri yaşamadım, yaşayamadım desemde yüreğimin bedenime yaşattığı ve hissettirdiği duyguların adını aşk diye koyuyor, bunu gerçek yaşamıma sevgiyle işliyorum. Bu sanal dünyada büyük puntolarla yazılan aşklarda, gerçek dünyada renkli bir yaşamla sunulan sevgilerde hep geçici romantizm aranıyor, yaşamın içerisinde bir yerde durupta etrafınıza baktığınızda bunu görebilirsiniz, anlık, gündelik ve geçici yaşamın geçici hevesleri tüm bu arayışlar. Aramakla koşturan bu yaşam benim penceremle sadece başkalarının yaşamı, başkalarının güdümünde tamamen başkalaşan bu yaşamda kendim olabileceğim bir yaşamı aradım hep, aradım ama kendi yaşamımı bulamadım, kelimelerimi duyurmak, harflerimi ordan oraya savurmak yetmedi. Hep yıllarca içimde biriktirdiğim sevgi düşlerimle uyuyan bir yaşamdaydım ama olmuyor durup dururken bir rüzgar beni uyandırıyor, bir rüzgar sanki içimi ısıtmak için yönünü bana çeviriyor ama görmemeli duymamalıyım sadece sessiz bir sonbahar olmak istiyorum. Hep ileriye bakmayı öğütlerdim çevreme ama gözlerimi her kapattığımda geriye doğru bir yolculuk yaparım nasıl geçmiş bunca zaman ne çok şey yaşanmış, hiçbirşey yaşayamadan. Oysa hep insanca düşlerim, sevgiden kanatlarım, çiçeklerden yüreğim vardı, görülmedi, duyulmadı, hiçbiryere gidemedim, konamadım ama gelenler çok oldu. Umutlar bağladığım adını koyamadığım gri dünyamın bir yerlerinde sevgiden yürekler, aşktan bedenler varken cansız bir kelebek misali kanatlarım üşüdü, pencere kenarında beklemekten yoruldum, giremedim aşkın yuvasına. Şimdi kendime soruyorum yaşamak her şeye yetebilen bir şey midir? Eğer öyleyse yüreğim neden ben bu dünyaya ait değilmişim gibi beni rahatsız etmektedir. Bence sevme ve sevilme isteğinin yaşama isteğiyle beraberce mutluluğu yakalaması gerekir. Belki bugün duygusal orucumu bozabilirim, mesela bir şiir yazabilirim, okunmayan şiirler kategorisinde benimde şiirlerim yerini alabilir ya da kendime yazacağım üç-dört cümle, bu dünyada sevgi anlarına her rastlayışımda olduğu gibi bir düğümün çözülüşü olur, mutluluğum olur özgürlüğüm olur. Sevmekle yaşama başladığım bu şehirde tanıdığım herkes bişeyler söylüyor bana, sevgiden uzak, biri birbirini tutmayan şeyler ve sadece verilen sözler ama ben sözler duymak değil yaşamak istiyorum sevgiyle yaşamak istiyorum. Benim isteklerim sanki bu şehirde geçmiyor beni kimse duymuyor beni kimse görmüyor, oysa sabahtan akşama kadar o kadar çok kişinin karşısına geçip duruyorum ki, beni yok saymalarına, ne hislerle nefes aldığımı görmemelerine inanamıyorum. Uzaklarda bir yerlerde değil burada, olduğum zamanda yaşamak istediğim deli dolu bir yaşam var, bunun içinde bedenime fazlaca büyük gelen bir de yüreğim var.
13 Ocak 2009
ben resmimi harflerle çizmeyi seçtim...
Tarih: 11:08, 9/1/2009 Kategori: denemelerim

Dünyamızda hırs, para, kin nefret ve insanoğlunun içinde vazgeçemediği yarışlar olmasına rağmen hala insanlığı bir arada tutan bir şey var. Her şeye rağmen eksilmeyen yaşandıkça çoğalan, her doğan insanla yeniden hatırlanan, her ölen insanla varlığı daha çok mutlu eden bir şey, sevmek. Eğer bir insan hiç sevmedim ve sevilmedim diyecek kadar dokunulmamış bir hayatın içerisindeyse, bu ilk ve sondu diyecek kadar bir şey de yaşamamış demektir. Oysa insan insana bir hediyedir, o nedenle yalnızlığa karşıyım, her ne kadar yalnızlığımda kendimle baş edebildiğim, aşka cesaretlendiğim anları yaşayabilsemde sevdiğin bir insanın sevgisiyle mutlu olmak, aşkla ödüllendirilmek istiyorum. Kim ne derse desin ayaklarım yere basıyor gözükse de kendimi hep göyüzünde yaşıyor gibi görüyorum, bilirsiniz benim adım sonbahardır ama bir türlü sonu gelmedi bu şehirde aşklarında, yaşamanında, sanki ben arada bir yerlerde kaldım. Bu yazdıklarımı okudukça gerçek yaşamdakinin ben olmadığımı iddia edebilirsiniz ama yansımam diyebilmelisiniz, farzedinki kendimi çizdim oraya, harfler kişinin aynası gibidir, o aynada sadece kendini görür insan. Belki duvara veya bu ekrana astığım bir resimle de ifade edebilirdim duygularımı ama ben resmimi harflerle çizmeyi seçtim, nedense bu resmimi de gören olmadı. Beni burada aramayın, yaşadığım şehir, sokaklar caddeler, yüreğimdekileri toz gibi savurduğum zamanlarla doludur. Hani tarlada çalışan insanın kucağına, gömleğine doldurduğu tohumları avucuyla toprağa savurduğu gibi savurdum her şeyi, döktüm içimdekileri bu şehre ama buraya sanal dünyaya bıraktığım harfler kadar iz bırakamadım gerçek yaşama, bir tohum gibi büyütemedim sevgimi. O nedenle harflerimi severim, kimi zaman sevgiyle uçurduğum kimi zaman konudan konuya zıplatarak haylazlık yaptırdığım kimi zamanda resmimi çizdiğim harflerimi severim. Aşkı isteyen, sevgiyi özleyen, hüznü ben gibi anlatan harflerimden oluşan duygularımın yüreğimde taşıdığım kelimelere dönüşmesini severim.
09 Ocak 2009
söyleyemedim... (müzikli slayt)
Tarih: 09:11, 18/12/2008 Kategori: slayt

Öyle ağırki içimde birikenler, Atamadım, anlatamadım. Kırklara aldırmayan Duygularım kanatlandı, Ama bişeyler var, Bırakmadı, bırakamadım, Uçupta sana gelemedim, Aşkın ilk harfini bile söyleyemedim…
Slaytın linki aşagıdadır, Linki tıkladıgınızda çıkan sayfanın orta bölümünde geriye doğru sayan saniyeler sıfıra geldiğinde DOSYAYI DEPOLA 'yı tıkladığınız zaman slaytı sorunsuz olarak PC nize indirebilirsiniz, 18 Aralık 2008
beni seven bir ses...
Tarih: 09:55, 14/11/2008 Kategori: denemelerim

Her geçen gün hayatımdan bişeyler eksiliyor gibi hissederdim önceleri ama şimdi eksilenin sadece zaman olduğunu fark ettim, önüne geçemedğim tek şey zaman, zaman eksildikçe ben çoğalıyorum, dışarıdaki hayatla mücadelesinde sevgiyle yarışan yüreğim çoğalıyor hergün. Yaşamımın içerisinde her şey bölük pörçük sanki, bazen bir ses duyuyorum, uzak yerlerden gelen bir ses, sanki bir enstrümantal çalıyor, beni heyecanladıran duygulandıran beni seven bir ses bu ama adını koyamıyorum bu sesin, kimi duygularımla bir piyanonun tuşları oluyor harflerim, kimi zaman bir gitarın telleri oluyor bu sese karşılık verişim. Konuşabilmenin sevdiğin biriyle konuşabilmenin en büyük ihtiyaç olduğu bugünlerimde bir şey, biri, bilmeden duygularımı hissetmeden bana dokunuyor beni alıyor sanki sonbaharımda. Belki birgün bendeki bu aşk özlemi de yetmeyecek harfler beni kesmeyecek güneşin parlaklığı gözümü kör edecek, yağmur damlaları bedenimi delecek. Biri, bişey buralardan bu yaşamdan gitmemi isteyecek, harflerim yorumlanamayacak bir daha buralarda ama unutma ki aşkın duvarlara yazıldığı bu sokaklarda, kavgalarıyla ünlü fakat kilitli yürekleri bulunan sessiz insanların yaşadığı bu şehirde harflerim hep var olacak. Bugünkü zamansız Adana sıcağı, karşı pencerede ki meraklı bakışların sahibi o kadın, günün şu ilk saatlerinde bedenlerinde stres depolayan tüm insanlar beni zerre kadar ilgilendirmiyor artık. Aşkı masallardan alıp yüreğimde harflere çavirdiğimden bu yana ilk kez hiçbirşeyi gözümde büyütmüyorum, aşkın ve de sahibi insanların kırılganlığının farkındayım ama kendi yüreğime kırılmıyorum.
14 Kasım 2008
yaşamın peşinde koşmak...
Tarih: 08:16, 4/11/2008 Kategori: denemelerim

Yaşam koşuyor ben koşuyorum yetişebildiğim o kadar çok az ben kaldıki gerisi nereye gitti bilemiyordum, bir kaybolmuşluk hissi sarmaya başlamışdı sanki etrafımızı. Nereye kadar koşacağım, en son ne zaman kendimle baş başa kaldım bilemiyorum. Benzer bir çarkın dişlileri arasına takılmış gidiyordum, bazen bir sabah uyandığımda bu kentteki insanların topluca başka şehirlere taşındığını, giderken beni unuttuklarını hayal ederdim. Kimse yoktur sadece binalar, yollar ve insanlığın henüz dokunamadığı doğa kalıntıları. Gerçek olsa bunlar belki de yaşamın peşinde koşmanın anlamı olmazdı o zaman. Demek ki birbirimiz için koşuyoruz sevdiklerimiz için koşuyoruz. Hiç kimse tek başına bir anlam taşımıyor, her şey bütün içinde bir anlam kazanıyor, sevdiklerimize ulaşmak için onların yanında kendimiz olabilmek için koşuyoruz. Ama sevdiklerimizle beraber bir yaşamın içindeyken de hep bişeylerden korkuyoruz, görenden, duyandan korkuyoruz, sevenden korkuyoruz aşktan korkuyoruz nedenini niçinini bilemeden. Beni bu korku duygularından ayrı tutun, ben korkmuyorum aşktan, biliyorum aşk sadece ayağını yerden kesmiyor, yüreğini havalara sıçratmıyor, aynı zamanda ezası, üzüntüsü, kuruntusu, kıskançlığı da barındırıyor, sahip olma, sahip olunma böyle bakınca cazip bişey gibi gelmiyor olabilir ama ben korkmuyorum aşktan ve başıma ne gelirse gelsin korkmıyacağım. Ben bu korku dünyasında sadece birinin gözbebeğinde yitip gitmeyi, omzunda sıcacık bir yuva olmayı, ellerimin elleri arasında kavrulmasını istiyorum, özlüyorum. Özlemek istemek bu yüreğimin çığlıkları, ben ona uymaya çalışıyorum hep, o nedenle görmüyorum, duymuyorum hiçbirşeyi, özlediğim sevgiliyi benle buluşturmaya çalışıyorum harflerimle. Uzaklarda bir gün bir anda sanki yüreğimdeki kuşlar beni terk etmişti, sanki çiçekler bana hep arkasını dönmüştü, sonra bişeyler oldu, sanki yaşam yeniden yazıldı, birden yağmur yağdı kurak damarlarıma, çiçek açtı gözlerimle sevgiliyi aradığım yerlerde. Kuşlar havalanıyor bedenimle değdiğim mekanlarda, yaşamdan gittiğimi sandığım anlarda yine yeniden bir gayret görüyorum yaşamın kendisinde, hala benim elimi tutan bir melek var sanki bir yerlerde, yaşamın peşinde koşmak bir anlam kazanıyor yüreğimde.
04 Kasım 2008
benim sevgim, hayalim, hikâyem...
Tarih: 14:10, 13/10/2008 Kategori: denemelerim

Herkesin bir hikâyesi var yaşamına ait, benim de uzun zamandır yazdığım ve oynadığım bir hikâye vardı. Sevmeye dair, sevilmeye aç bir hayalim vardı, bu hayalin adı yoktu, bu hayal bir yer ise gittiğim bir yer hiç değildi, sadece rengini hatırlıyorum griydi. Sevilmek çizgiyi geçmek gibi bir şey olsa gerek, bir görünüp bir kaybolan sevgiler değildi anlattığım, yoksa onlardan çok var zaman tünelinde. Sanki bir karar verme sürecindeyim yarını yaşamak veya yalanla yaşamak gibi. İçimde garip bir duygu dışımda sahte bir tebessüm ama herkeste çılgınca bir hırs var, nedenler ve niçinler bilinmeden. Yok yok boşuna gözlerinizi yormayın beni okuyarak, bu sabah da kaçırdım güneşimi gözden, yıllardır ne yaptım, zaman nasıl o kadar hızlı geçmiş ben bile anlamadım. Biraz düşündüm, biraz kalemle yazdım, biraz okudum, oturdum, evet ben bu sabah da günışığını kaçırdım. Telefonum sessiz modda yanıp sönerken, adı sonda olsa bahar penceremden hafif hafif ama tatlı bir esintiyle içeriye süzülürken ben ışığa dokunacak zamanı bulamadım. Ellerimi ısıtmak istercesine yanı başıma gelen sevgi ışığının kayboluşunu izledim. Sonra yerimden kalkıp koştum arkasından, dokunamadım, yetişemedim, geç kaldım. Geç kaldım günışığına, güne, hayata, birçok şeye geç kaldığım gibi. Bir sabah daha böyle geçti, sabahın tatlı ışıltısında sevgiliye dokunamadan. Bir kuş gibi süzüldü geçti sevginin ışığı gözlerimin önünden, parmaklarımın arasından. Biliyorum hepsi benim suçum, geceye karanlık, örtüsünü örterken, gündüzler de benim üzerime bir hüzün örtüyor, burada bir hikâye biterken başka bir yerlerde yeni bir hikâye başlıyor. Yeni olan sadece yaşananlar yoksa yaşayanlar hep aynı yüzler, tanıdık simalar ben gibi sen gibi. Oysa bir çocuğun ki kadar masumdu benim sevgim, hayalim, hikâyem, yaşadığımı hatırlayabildiğim ilk günlerimi anımsıyorum, insan sevdiğini de anımsamalı hissetmeli, hissederek inanmalı. Sevgilinin varlığını hissedemezken inandım demek bazen kendimi kandırıyor gibi geliyor, çünkü ben gözlerin göremediği yollarda yürüyor gibiyim, sanki günler geçemiyor üzerimden, ben kaygısız bir çocuk gibi severken, yollar beni hiç yormazdı, şimdi yaşamak yoruyor beni.
13 Ekim 2008
{ } { Sonraki Sayfa }
Sitenizesayac.com
|